Evet, hayır

BLOG

Evet, Hayır

Kabul etme veya reddetme bir insanın irade kullanmasının ve özgürlüğünün icrasıdır. Bu da basitçe “evet” veya “hayır” diyerek olur. “Evet” veya “hayır”, onaylamanın ya da reddetmenin ifadeleridir. “Evet” diyen kişinin bir şeyi özgür iradesiyle kabul etmiş, “hayır” diyenin de yine özgür iradesiyle reddetmiş olduğu düşünülür. Oysa durum pek de öyle olmaz. Zira istek ve irademizin dışında “evet” veya “hayır” dediğimiz olur. Bu da, bu kararları özgürce alamadığımız anlamına gelir. Birçok kez asıl düşüncemizin dışında karar verdiğimiz, istemeye istemeye “hayır” yerine “evet”, “evet” yerine “hayır” dediğimiz, hem de bunu büyük rahatsızlık duyarak yaptığımız olmuştur. Bunu geçmişte yapıp büyük rahatsızlıklar duymuş olsak da aynı şeyi gelecekte yapacağımızdan da hiç şüphe yoktur. Peki neden?

İrade beyan etme, özgürlüğü kullanma, kendi sınırlarını dikkate alarak davranma, kendi doğrularına göre hareket etme her zaman mümkün değildir, kolay da değildir. Ağızdan “evet” veya “hayır” çıkana kadar birçok muhakeme yapar, olabilecekleri düşünür, kazançları ve ödenecek bedelleri hesaba katar, elde edeceklerimizi ve katlanacaklarımızı göz önüne alır ve sonra karar veririz. Olacaklara dair varsayımlarımız, korkularımız, doğru olanı bilmeme, göze alamama, sınırları net olarak çizememiş olma ve özgüven eksikliği kararlarımızı büyük oranda etkiler. Sayılan nedenler bazen bizi “evet” yerine “hayır” demeye zorlar. Bu da rahatsız edicidir.

Bilgimiz ve deneyimlerimizi kullanarak yaptığımız değerlendirme sonunda “evet” veya “hayır” demek ve bundan zarar görmek, duyulacak rahatsızlıklardan en hafif olanıdır. Eğer bilgi ve deneyimlerimize güvenemiyor, doğru olana karar vermekte zorlanıyorsak destek alır, danışır, sorar ve sonuçta bir karar veririz. Hayatın normal akışı da budur zaten.

Sınırların net olarak çizilmemiş veya muhataplarımızın sınırlarımızı bilmiyor olması çok önemli bir kök nedendir. Ülkeler arasında sınırlar net olmasa veya birbirlerinin sınırlarını tanımasa sürekli sınır ihlalleri ve sürekli bir savaş hali söz konusu olur. Şirketlerde sınırların belirlenmesi prensiplerin, çalışma koşullarının, iş yapma usullerinin netleştirilmesi ve yazılı hale getirilmesi ile yapılır. Tüm yöneticiler ve diğer tüm çalışanlar bu prensipler ve standartları bilerek çalışır, taleplerde bulunurken bunları dikkate alır, karar vericiler de bunları dikkate alarak karar verir. Bu şekilde olduğunda “evet” veya “hayır” demek daha kolaydır. Anne-baba ile çocukları, eşler, arkadaşlar ve komşular arasındaki ikili ilişkilerde sınırları net olarak koymak o kadar kolay olmaz. Sınırları koymak ve kabul ettirmek zaman alır. Ama mutlaka sınırlar net olmalıdır. Sınırların net olması ilişkileri korur, ilişkilerin daha sağlıklı olmasını sağlar. Ama, her şey net olsa da, duygular işin içine girdiğinde yine tam düşündüğümüz veya istediğimiz gibi karar veremeyebiliriz.

“Göze alamama”, istek ve irade dışında karar alınmasına ve bu nedenle büyük rahatsızlıklar yaşanmasına neden olan kök nedenlerden biridir. “Göze alamama”nın temelinde “korku” vardır. Ortaya çıkacak sonuçları kestirememe ve olası sonuçların bedelinin ağır olacağına dair yapılan değerlendirme, “göze alamama”yı beraberinde getirir. Bu durum asıl düşüncemizin tersine karar vermemize neden olabilir. Korkular bazen dışarıdan aşılanır, bazen de onları biz yaratırız. Bir anne veya baba, evladı ile ilgili bir konuda “evet – hayır” demek durumunda kaldığında, evladının zarar görmesi veya onu “kaybetme” korkusu yaşarsa, o durumda kendi hür iradesiyle, kendi doğru bildikleriyle veya gelenekleri dikkate alarak karar veremez. Eşler, çoğu zaman, doğru bildiklerine göre değil, huzursuzluk çıkması olasılığını dikkate alarak veya birbirlerine saldıkları korkunun gölgesinde asıl istekleri dışında karar verirler. Hakkımızda söylenebileceklerin endişesi ile hiç istemeden eşimize, iş arkadaşımıza, çalışanımıza, komşumuza, arkadaşlarımıza “hayır” demek yerine “evet” dediğimiz olmuştur.

Kişiliğimiz, yetiştirilme tarzımız, “doğru” diye öğrendiklerimiz ve bize aşılananlar karar vermemizde, “evet” veya “hayır” dememizde belirleyici olur, özgür irademizle, doğru bildiğimize göre karar verebilmemize ve davranabilmemize etki eder.

Kişisel gelişim, özgürlüğümüzü daha fazla yaşamamızı, kendi doğrularımız doğrultusunda ama çevremizdekilerin de hak ve özgürlüklerini dikkate alarak yaşamamızı sağlar. Hür irade beyanını, gerçekten doğru bildiğimizi yapmamızı, inandığımız şekilde karar verebilmemizi ve böylelikle kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlar. Yaptıklarımızın ve aldığımız kararlarının ortaya çıkartacağı sonuçların bedelini ödemeyi kabul etme olgunluğu göstermemiz, ister evladımız ister çevremizdeki diğer kişiler olsun, herkesin kendi yaptıklarının ve kendi kararlarının ortaya çıkartacağı sonuçların bedelini ödemesine izin vermemiz ve bunu kabul etmemiz, daha özgürce, daha korkusuzca, daha fazla içimize sinerek “evet” veya “hayır” diyebilmemizi sağlayacaktır. Gelişmiş insan, aklının ve vicdanının sesini dinleyen ve bu seslerin bir gürültü değil, güzel bir melodi ortaya çıkarmasını sağlayan kişidir. Kararlarımızı aklımızla, vicdanımızın da sesini dinleyerek aldığımızda ağzımızdan çıkacak olan “evet” veya “hayır” gerçekten kendi kararımız olacak ve rahatsızlıklarımız azalacaktır.

Kamil Bolat

 

Kişisel gelişim daha özgürce, hür irademizle, gerçekten doğru bildiğimiz ve inandığımız doğrultuda, daha korkusuzca ve daha fazla içimize sinerek “evet” veya “hayır” diyebilmemizi ve sonuçta da kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlar. (Kamil Bolat)

 

Sonuçlar ve Sorular

Sonuçlar ve Sorular

Sonuçlar ve Sorular Yıllardır destek vermekte olduğum şirketlerde bütünü ele almanın ve genel sorular sormanın hep...

Sonuçlar ve Nedenler

Sonuçlar ve Nedenler

Sonuçlar, Nedenler Bugün biri diğerinden daha fazla can sıkıcı, can acıtıcı konular var ülke gündemimizde. Ülkemizin...

Dinlemek, Anlamak, Söylemek

Dinlemek, Anlamak, Söylemek

Dinlemek, Anlamak, Söylemek Bir iletişim uzmanı değilim. Ancak 34 yıllık iş yaşantımda yaptığım işler hep iletişimin...

İlgi ve Etki Alanları

İlgi ve Etki Alanları

İlgi ve Etki Alanları Yalnız insanın değil, tüm kurum ve kuruluşların ve hatta ülkelerin olanak ve kabiliyetleri...