Egemenlik, Özgürlük

BLOG

Bir 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı daha geride bıraktık. Kutlu olsun. Egemenlik, ülke üzerinde kural koyma gücü ve hukuk yaratma kudretini ve devletin, ülkesi üzerindeki yetkilerinin tümünü ifade eder. Ulusal Egemenlik ya da millî hâkimiyet, devletin gücü olan egemenliğin doğrudan doğruya ulusa ait olması, yönetimin tek kişinin elinde olmaması ve milletin dilediğini başa getirmesidir. Mustafa Kemal Atatürk, “hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” demiştir. Öncelikle, ulusal egemenlik dış dünyaya karşı tam bağımsız olmayı gerektirir. Tam bağımsızlık önce ekonomik güce, sonra bunun getirdiği siyasi güce bağlıdır. Ekonomik olarak dışa bağımlı ülkelerin ne bağımsızlığından ne de ulusal egemenliğinden söz edilebilir. Dışa bağımlı ülkeler ancak bağımlı oldukları ülkeler tarafından belirlenen sınırlar içinde bağımsız ve egemen olabilirler. Ulusal egemenlikle ilgili ikinci çok önemli konu, ekonomik olarak güçlü ve eğitim seviyesi yüksek vatandaşların ülke içerisinde ulusal egemenliklerini dış dünyada ise tam bağımsızlıklarını koruyabilmesidir. Karnını doyurmak için devlet kurumlarının desteğine muhtaç olan, kazandığı ile geçinemeyen, yargılamayan, sorgulamayan insanlar ulusal egemenliklerini sağlayamaz, koruyamaz. Üretmeyen, çalışmayan, düşünmeyen, hazıra konan milletlerin ne ulusal egemenliğinden ne de bağımsızlığından söz edilebilir.

Şirketlerin egemenliği faaliyet gösterdiği sektörde etkili ve etkin olması, sektöründe belirleyici ve kural koyucu bir konumda olması demektir. Bu ise şirketlerin güçlü olmasını ve iç ve dış etkenlerin etkilerini kontrol edebilecek durumda olmasını gerektirir. Bir şirketin gücü, yürüttüğü ticari faaliyetler sonucunda kabul edilebilir seviyelerde ticari hedeflerine ulaşabilmesinden gelir. Eğer şirket ticari faaliyetlerini sürdürmek için sürekli hissedarlarının desteğine ihtiyaç duyuyor, bankalara veya diğer finans kuruluşlarına el açıyorsa, ticari faaliyetlerinden kazandıklarından ziyade faaliyet dışı gelirler şirketin yarına çıkmasını sağlıyorsa, şirketin gidişatı müşterilerinin iki dudağının arasından çıkacak bir söze bağlıysa, tedarikçileriyle ilişkilerini koruyabilmek için kırk takla atıyorsa, şirket içinde şirketi kurtaran aslanları var da onları sürekli beslemek zorunda kalıyorsa, bir tüzel kişilik olarak şirketin özgürlüğünden ve egemenliğinden söz edilemez. Tüzel kişilik olarak şirketler piyasada egemen olabilmek için öncelikle ticari olarak güçlü olmalıdır. Bunun için doğru ürün ve hizmetlere odaklanmalı, ürün ve hizmetlerini doğru fiyatlandırmalı, kaliteli ürün ve hizmet üretip sunmalı, müşteri sayısını arttırmalı, pazar çeşitliliği yaratmalı, maliyetlerini iyi kontrol etmeli, fiyat başta olmak üzere kalite, teslim süresi, esneklik, satış sonrası destek gibi birçok kriterde rekabet edebilmeli, müşterileriyle ve tedarikçileriyle kazan-kazan ilişkisi kurmalı, finansını iyi yönetmeli, çalışanlarını şirketin gelişiminde faydalandırmalı ve çalışanlarını geliştirmeli, kurduğu sistem ile “şirket kurtarıcıları”na ihtiyaç duymamalıdır. Ancak bu durumdaki şirketler iç dinamiklerinden ve dış dünyalarının oyuncularından bağımsız olabilir.

Bireyler için en kıymetli şey kendi hayatlarına egemen olmalarıdır. Bu, kendi hayatlarıyla ilgili konularda sınırları ve prensipleri kendilerinin belirlemesi, hayatlarıyla ilgili tercihlerini kendilerinin yapabilmesi, hayal kurabilme ve kurduğu hayallerin peşinden koşabilmesi, hayatlarıyla ilgili kararları kendilerinin verebilmesi demektir. Bireylerin egemenliği sahip oldukları maddi ve maddi olmayan varlıklarına bağlıdır. Maddi varlıklar parayla ilişkili olanlardır. İnsan kendi kazandıklarıyla kendi ayaklarının üstünde durabilmelidir. Ailesinden gelenler dahil olmak üzere, insanın kendi kazancının dışında olan tüm gelirlerinin onun kişisel bağımsızlığını kısıtlama olasılığı vardır. Kişisel egemenliğin en önemli unsurlarından olan kendi ayaklarının üstünde durmanın gereği ise kişisel bilgi ve deneyim birikimidir. Kişinin kendisini geliştirmesi, yaptığı işe veya çalıştığı şirkete olan mecburiyetlerini de azaltır. Bu nedenle kişi daima kendini geliştirmeli, iş yaşantısıyla ilgili tercihlerini yaparken dikkate alması gereken kriterlerin başında kişisel gelişimine sağlayacağı katkı olmalıdır. Ekonomik özgürlüğünü sağlamış, çok yönlü olarak kendisini geliştirmiş insan, kendi hayatını yaşama konusunda en özgür, kendi hayatının egemeni olan insandır. Diğer şartlarda eşit olan iki insandan yabancı dil bilmeyen yabancı dil bilene göre ne kadar özgür olabilir? Sahip olduğunuz para ile kendinize tercüman tutmanız bile sizin ne kadar özgür hissetmenizi sağlayabilir?

Bireyler çalışarak, üreterek, kendini geliştirerek kişisel egemenliklerini sağlayabilir. Bir tüzel kişilik olarak şirketler üreterek, kazanarak ticari yaşantılarında egemen olabilir. Güçlü bireylerin vatandaşı olduğu, üretimden gelen güce sahip şirketlerin bulunduğu ülkeler bağımsız olabilir, bu ülkenin milletinin milli egemenliğinden söz edilebilir.

 

Kamil Bolat

“Ulusal egemenlik ekonomik güç, bilgi ve bilinç gerektirir; yalnızca çalışan, üreten, donanımlı milletlerin hakkıdır ve bu hak ancak onlar tarafından korunabilir.” (K. Bolat)

 

“Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”

Mustafa Kemal ATATÜRK

 

Sonuçlar ve Sorular

Sonuçlar ve Sorular

Sonuçlar ve Sorular Yıllardır destek vermekte olduğum şirketlerde bütünü ele almanın ve genel sorular sormanın hep...

Sonuçlar ve Nedenler

Sonuçlar ve Nedenler

Sonuçlar, Nedenler Bugün biri diğerinden daha fazla can sıkıcı, can acıtıcı konular var ülke gündemimizde. Ülkemizin...

Dinlemek, Anlamak, Söylemek

Dinlemek, Anlamak, Söylemek

Dinlemek, Anlamak, Söylemek Bir iletişim uzmanı değilim. Ancak 34 yıllık iş yaşantımda yaptığım işler hep iletişimin...

Evet, hayır

Evet, hayır

Evet, Hayır Kabul etme veya reddetme bir insanın irade kullanmasının ve özgürlüğünün icrasıdır. Bu da basitçe “evet”...